Y e n i l e r:

  Gazeteler  
Anasayfa | Haber Ara | Videolar | Foto Galeri | Anketler | Sitene Ekle | Konuk Defteri | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Bir hastalığın zaman içinde yolculuğu

Okunma  Yazar : Dr.Zeki GÜL
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 44
Tarih  Tarih : 02 Temmuz 2010, 08:37

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

UZUN MESAFE
DR.ZEKİ GÜL
Bir hastalığın zaman içinde yolculuğu

Geçmişten bugüne hastalık algısını bugün birlikte ele almaya ne dersiniz? Öyle hastalıklar vardır ki bin yıl öncesinden biline gelir, kimi hastalıklar ise zamane hastalığıdır. Hastalıkların zaman içinde yolculuğunda ise tıbbi kaynaklar kadar edebiyatçılar da katkı sunarlar. Sözgelimi bir edebiyatçının kaleminden çıkan şu tanım size ilk anda hangi hastalığı hatırlatıyor?
“..ölümle hayatın tuhaf biçimde iç içe geçtiği, ölüm hayatın ışıltısı ve rengine bürünürken, hayatın ölümün kuruluğu ve tüyler ürpertici korkunçluğunu aldığı hastalık; tıbbın asla şifa bulamadığı, zenginliğin asla püskürtüp kovamadığı, yoksulluğun kendini azad edemediği hastalık…”
Sanırım ilk anda aklınıza kanser ve uzak bir ihtimal AİDS geldi. Aslında haksız da sayılmazsınız. Yüzyıllardır kanserle eş tutulan bir hastalıktan, yani verem hastalığından bahsediyoruz. Ve yukarıdaki tanım bundan yaklaşık yüzeli yıl öncesinde Charles Dickens tarafından verem hastalığı için yapılmış.
Özellikle yaşı ellinin üzerinde olanlar; altmışlı yıllar ve yetmişlerin başlarındaki verem taramalarını, Verem Savaş Dispanserlerini, gezici verem savaş araçlarını hatırlayacaklardır. Nerede ise bırakalım her mahalleyi her sokakta bir kişi veya yakınının yaşamının bir döneminde veremle tanıştığı yıllardır o dönemler. Ve o yılları yaşamış olanlar sanırım kanser ve verem arasındaki o algıyı daha iyi hatırlayacaklardır.
Oysa bugün her iki hastalığa dönüp baktığımızda tıp alanındaki ilerlemelerin olumlu yansımalarını görüyoruz. Özellikle verem tedavi edilen bir hastalık olarak günümüzde geçmişin algısından kurtuldu. Kanser ise tüm gelişmelere ve kimi kanser tiplerinin nerede ise tamamen tedavi edilebilmesine karşın hala ölümle erken randevuyu akla getiriyor.
Bu eksende önceki yazımda andığım şair Rüştü Onur’un şiirlerini yeniden okumanızı ve doğumunun iki yüzüncü yılı kutlanan ama yaşı kırkları ancak bulan klasik müziğin dehalarından Chopin’i yeniden dinlemenizi öneriyorum. Tabi ki Charles Dickens’ın verem tanımından paylarına ölüm düşen iki insan olarak.
Sağlıcakla kalın.

...


ŞİFA EDEBİYATSIZ OLMAZ

Hastalıkları anlamaya çalışırken salt tıbbi metinlere yaslanmak tıbbın insancıl özünü göz ardı etmemize neden olabiliyor. Sözgelimi verem hastalığını tıbbi bir kaynaktan okurken nasıl bulaştığından hangi yollarla tedavi edilebileceğine sayısız bilgiye ulaşabiliriz. Oysa hiçbir tıbbi metin toplumun o hastalığa ve hastaya nasıl baktığını bize öncelikli olarak aktaramaz.
Diğer yazımda andığım Charles Dickens’ın verem hastalığının tanımında olduğu gibi edebi metinler ise bizlerin bu açığı kapatmasında oldukça yararlı olurlar. Aslında hastalıklara toplumcu bir bakış için de gereklidir bu. Söz gelimi C. Dickens’ın verem tanımı; yoksulluk, zenginlik, ölüm ve yalnızlık duygusunun toplusal arka plan hakkında günümüzde dahi sorular sordurmaya ve kışkırtmaya devam ediyor.
Benzer şekilde birçok yazar günümüzde de kanserden bulaşıcı sarılığa, şeker hastalığından kalp hastalıklarına, hipertansiyondan böbrek yetmezliğine, obeziteden açlık grevlerinin yarattığı sağlık sorunlarına birçok başlıkta yapıtları ile ebedi katkı sunmaya devam ediyorlar.
Şunu hiç unutmamak gerekir ki günümüz tıbbı tarihin geçmiş dönemlerinden farklı olarak her geçen gün daha fazla piyasa koşullarının merhamet eksikliğine terk ediliyor. İlaç ve tıbbi malzeme endüstrisinin müdahalelerinden sağlık kuruluşlarının özelleştirilmesine birçok etmen bu konuda pay sahibi.
İşte tam da bu nedenle tıbbın gelecekteki bu insandan soyutlanmış hasta, hastalık algı ve kurgusu için edebiyat panzehir gibi anılabilir. Ama bir konuyu unutmamak şartı ile. Unutmayalım ki ilaç endüstrisi artık ısmarlama öykü ve roman yazdırabilme peşinde.
İleriki yazılarımda bu konuları yeniden paylaşmak dileği ile!

....


HASTALIK VE YALNIZLIK

Umarsız bir hastalık insanı bir an için ‘kalabalık içinde’ yalnızlaştırabilir. Ama öyle hastalıklar da vardır ki kalabalıklar hızla uzaklaştığı için insan bir başına kalabilir. Bir anlamda damgalanmaktadır kimi hastalar. Geçmişte verem, cüzzam ilk akla gelenler.
Ya günümüzde?
Bu soruyu belki de çocuklarımız üzerinden sorabiliriz kendimizden başlayarak. Sözgelimi ilkokula giden çocuğunuz veya bir yakınınızın sıra arkadaşının şu hastalıklardan birisine yakalanmış sıra arkadaşı olsa ne yaparsınız?
-Verem
-AİDS
-Bulaşıcı sarılık
-Şizofreni
-Cüzzam
Aslında cevap vermesek iyi olur. İnsanlığın ortalama algı ve yönelimini kendiniz üzerinden test ederek sizlere haksızlık etmek istemem. Hepimiz biliyoruz ki bu kişiler tedavi görmüş olsalar dahi reddetmesek de bu hastalıkların en yakınımızda hissedilmesini en hafifinden edilgen bir dille bir başkası üzerinden hayata geçirmeye meylederiz: “Diğer veliler istemiyor” sözüne ne dersiniz?
Bu damgalanma kaygısı hastalar için kimi zaman ciddi sorunlara yol açabiliyor. Söz gelimi yirmi yılı aşkın bir zamandır hekimlik yaptığım İzmir’de acil servisten Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yani halkın akıl hastanesi olarak andığı birime sevklerde hastalardan olmadığı kadar direnci yakınlarından gördüğümüzü paylaşmak isterim. Hele bir de evlenmemiş kızsa hasta; sevkin reddi olağanlaşıyor.
Yani damgalarken aynı zamanda tıbbın uzağına düşüyor kimi hastalar. Ne dersiniz?
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

ÖZEL HASTANELER BAKANLIĞI17 Ağustos 2010

ANKET

KAMU HASTANE BİRLİKLERİ YASASI ' NA



Tüm Anketler

Tasarım: ALPONLINE - Altyapı: Mydesign - Ses İzmir Şubesi - Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi