Y e n i l e r:

  Gazeteler  
Anasayfa | Haber Ara | Videolar | Foto Galeri | Anketler | Sitene Ekle | Konuk Defteri | RSS

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Tohumlar atılsın, fidanlar yeşersin!

Okunma  Yazar : Dr.Celal EMİROĞ
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 41
Tarih  Tarih : 15 Haziran 2010, 23:55

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Tohumlar atılsın, fidanlar yeşersin!
Sendikalar, tabanın beklentilerini anlayamadığı/okuyamadığı, emeğin başat sorunlarını doğru analiz edemediği ve bu sorunlara sahip çıkamadığı için onları sendikal mücadeleye çekmekte zorlanıyorlar.
TEKEL direnişi de gösterdi ki; sendikal mücadelenin nasıl olması gerektiğini işçi sendikacılardan daha iyi biliyor. ‘Onlar’ın soruna sınıfsal sahiplenmesi ise ses getiriyor.
Sendikalar, çalışanların “haklarını savunarak” sınıfın çıkarlarını savunduklarını düşünüyorlar. Peki, hangi hakları?
Bilindiği gibi sendikal mücadele yaygın olarak “hak sendikacılığı” daha doğrusu “ücret sendikacılığı” biçiminde yapılıyor. Bazı sendikalar sosyal hakları gündemine alarak talepleri biraz daha geniş tutabiliyor.
Aslına bakarsanız, doğrudan ifade edilmese de ücret, sosyal haklar, sosyal güvenlik, iş güvencesi, iş güvenliği vb gibi her türlü hak talebinin özünde sağlıklı olma/olabilme beklentisi vardır. Çünkü “sağlıklı olma” yaşamın göstergesi ve kişinin başarısının ölçüsüdür. Buna karşılık emeğin üzerinden artı-değer sömürüsünü maksimize etmeye çalışan sermaye/devlet ise optimal düzeyde sağlıklı olma halini ‘onlar’ için hak görüyor. Ayakta kalabilsinler, üretimi devam ettirebilsinler diye… Neoliberal politikalarla birlikte ‘akıllı’ kapitalistler çalışan sağlıklı olursa verimliliğini ve üretim kapasitesini artırabilir düşüncesiyle çıtayı biraz daha yükselttiler. Bu nedenledir ki uluslararası norm ve standartlar geliştirildi. Ancak her fırsatta da kapıdaki daha genç ve daha sağlıklı olanı üretime sokmayı arzuladılar.
En sağdan en sola kadar sendikalarda ya da meslek örgütlerinde ise “sağlıklı çalışma” hakkına bakış sermaye/devlet bakışından teoride farklı olmasına rağmen pratikte aynıdır. Resmi politikanın ötesine gitmez. Gidemez, çünkü “sağlıklı çalışma” hakkına sahip çıkmak; uzun erimli, sabırlı ve kararlı bir çalışmayı gerektirir. Tercih edilen pragmatist politikalar çalışan sağlığını hep öteler! Bu talep, reddedilemeyecek ancak çözüm de üretilemeyecek talepler arasındadır. Bu anlamda konuyu gündeme getirenler de ya ideolojik anlamda ötekileştirilirler ya da inkâr edilemez bir hakkı “savunma” adına “seçim malzemesi” olarak görülürler.
Geçmişte örneklerini yaşadık: Hekim örgütüyle birlikte Başkentin temizlik işçileriyle (çöpçülerle) bir çalışma yaptık… Bir riski ya da durumu en iyi yaşayan anlatabilirdi ve anlattılar baştan sona ‘iş akışı’ içerisinde yaptıklarını… En yalın ifadeyle ve amatörce kamerayla yaptıkları video çekiminde her türlü sağlık ve güvenlik sorunu “buradayım” diye öne çıkıyordu… Cümleleri yan yana getirdiğimizde eksiklikler de ortaya çıkıyordu, alınacak önlemlerle birlikte… Bundan sonra yapılan ‘risk değerlendirmesi’ durumu terminolojiye uyarlamaktan öte bir anlam taşımıyordu.
Çalışma ilerledikçe “insan olabilme” adına “önü kesilemez” bir mücadele başlamıştı… Son derece teknik gibi görüntü veren bu duruma işveren cephesinden bakıldığında; sorunları çözebilmek artı-değerden üretene ve çalışma ortamına fazla pay ayrılmasıyla olasıydı… Ancak onların işçiler için öngördüğü/örgütlediği sağlık hizmeti kâr mantığı dışına çıkmaz/çıkamazdı, sağlığa yönelik her yatırım ek bir maliyetti...
Sendikal cepheden bakıldığında; taşları yerinden oynatabilecek “dinamik güç” emeğin “insan olabilme” isteğinin kararlılığı içinde gizliydi. Ancak önderlik gerektiriyordu...
Özetle; sorun da çözüm de ideolojik!...
Ulusal ve uluslararası alanda yayınlar yapılan, ödüller kazandıran, sendikaya seçim (yetki) dahi kazandıran bu çalışma sendika tarafından sonlandırıldı.
Açıklaması hem çok kolay hem de çok zor!
Bir başka örnek: Büro emekçilerinin uygunsuz çalışma ortamlarındaki fiziksel ve psikolojik olarak yıpratılan bedenleri üzerinden gerçekleşen artı-değer sömürüsünü onlara anlatmaya çalıştık. ‘Kadro’ düzeyindeki çağrılı katılımcılar sorunu, çözüm yollarını ve birlikte çalışma yöntemini kavramışlardı. Saatler süren tartışma olağanüstü bir heyecan da yaratmıştı. Bir katılımcının “Neden 30 kişi çağrılı, biz böyle bir çalışma için sinema salonunu dahi doldururduk” sözleri o günden buyana havada asılı duruyor. Bu söz söylendiği sırada ana rahmine düşenler artık doğdu… Ancak bu sözün gereğini yapması gereken örgütsel amirleri bu tohumu filizletip büyütemediler…
Her iki örnekte de bir tercih yapmak gerekiyordu; yararcı/faydacı politikalarla seçim kazanıp durumu korumak, ya da meşakkatli bir mücadele ile tabanla bağlar kurup mücadeleyi yükseltirken değişimin önünü açmak…
Toplum olarak sağlıklı yaşama hakkına sahip değiliz. Çalışma ortamı sağlığı daha da kötü. Önemli bir kesimin sorundan yeterince haberdar olmadığını veya anlamlı bir beklentisinin olmadığını da söyleyebiliriz. Toplumsal sağlık düzeyinin geliştirilmesi; sağlıklı olmak veya sağlıklı çalışmak anlamına gelir. Yani bireylerin toplumsal sisteme katılımı, doğal olarak sağlıklı olmasına bağlıdır.
Toplumsal örgütlenmeler sürekli güç kaybederken Algılanamayan ya da algılanmak istenmeyen de şudur; emekten yana olan güçler “sağlıklı emek” olgusuna sahip çıkarlarsa tek tek bireyler sağlıklı düşünebilir, sağlıklı düşünenler de sağlıklı örgütlenebilirler. Sistemi değişime sadece sağlıklı örgütlenmeler zorlayabilir.
Nedendir bilinmez (!) örgütsel sorumluluğu olanlar için sistemle çatışmaya değmeyecek kadar “hafif” bir konudur “çalışanların/toplumun sağlıklı olma hali”…
Düşünüyorum; acaba örgütsel amirlerimizin sistemi değiştirmek gibi bir sorunu var mı? / yok mu?
Sağlıcakla kalın…
Hoşçakalın…
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

ÖZEL HASTANELER BAKANLIĞI17 Ağustos 2010

ANKET

KAMU HASTANE BİRLİKLERİ YASASI ' NA



Tüm Anketler

Tasarım: ALPONLINE - Altyapı: Mydesign - Ses İzmir Şubesi - Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi